‘500 yıldır haritası var ama biz hâlâ gitmedik’

Türkiye’nin sıcak gündemine buz gibi bir Antarktika gündemi ekliyoruz bu hafta… Piri Reis’in 1500’lü yıllarda haritasını çizdiği ve bugün dünyanın enerji, siyaset ve çevre açısından en önemli tartışma konularından biri olan beyaz kıtaya Türk bayrağını dikenlerden Yrd. Doç. Dr. Burcu Özsoy Çiçek bu konuya akademik ve siyasi ilginin acilen artması gerektiğini söyledi
Tutanaklar, barış süreci, dağdan inme, 4. yargı paketi, başkanlık… Her biri diğerinden önemli, her biri diğerinden acil.
Bazen ağaçlardan ormanı göremeyiz ya, bu sıcak gündemin içinde Türkiye yıllardır bu kıtanın adını bile anmıyordu. Üstelik İran, Pakistan, Malezya gibi içine kapalı toplumlar bile kıta için yepyeni stratejiler geliştirirken…
Henüz resmi bir adım atmasak da, 2006’da Antarktika’ya Türkiye bayrağını diken biri oldu. İTÜ Denizcilik Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Burcu Özsoy Çiçek.
Özsoy ile Tuzla’daki asude kampüste buluştuğumuzda, Türkiye’dekilerin Antarktika dönüşünde ona en çok sorduğu soruyla kıtaya olan ilgimizi özetledi: “Giderken çocuğu nereye bıraktın?”Öğrendik ki Ross Sea bölgesinde Suudi Arabistan’dan sonra en büyük petrol rezervi var ve şu anda orayı Yeni Zelanda kontrol ediyor. Malezya, Pakistan, Çin, Hindistan stratejiler kuruyor kıta üzerinde. Peki Türkiye’nin durumu ne?
– Hiçbir şey! Hiçbir söz hakkımız yok. Belirli bir paylaşıma gidilse kontrolümüz yok. Çünkü dinleyici pozisyonundayız şu an. Çabamız dahi yok. Pakistan ya da Kazakistan çok yeni katıldılar. Güney Kore, Antarktika kıtası üzerinde 12 ay boyunca açık olması planlanan istasyon teklifini yapmış, 2014 yılında istasyonu kurmayı planlıyor. İnsanlar zeki davranmaya ve geleceğe yatırım yapmaya çalışıyorlar. Bunların hepsi geleceğe yatırım zaten.* Antarktika’ya ilk kez bilim adamları/denizciler ayak bastığında yıl 1897’ydi. Türkiye’nin bayrağı ise 2006’da, sizin tarafınızdan kıtaya dikildi. Bu gecikmenin bedeli nedir?
– Diğer ülkelerin 1950’lerde yasal olarak istasyon kurduklarını düşünürseniz, bizim 2006’da oraya bir bayrakla taşınmamız şaka gibi. 15. yüzyılda yaşamış Piri Reis’in Güney Amerika ve Antarktika sınırlarını gösteren haritaları var. 1996’da ilk kez Antarktika Anlaşması’na girmişiz, ne var ki toplantılarını takip etmemişiz, katılmamışız. Çünkü bilinçle girilmemiş, muhtemelen diğer ülkeler de giriyor diye özentiyle girilmiş.‘Buz, temiz su demek’

* Neden pek çok ülke bu kıtada söz sahibi olmak istiyor?
– Şu anda dünya kaynakları azalıyor. Enerjiye ve suya olan ihtiyaç artacak. İkisi de Antarktika’da var. Antarktika tek başına bir kıta olarak dünyanın yüzde 90 buz kapasitesini elinde tutuyor. Bu kadar buz miktarı, dünya üzerinde yaklaşık olarak yüzde 61 temiz su demek. Şimdiden girip orada bir yerleşke kurmak zekice olur. Kıtayla ilgilenenlerin aklında şu sorular da var: Altında ne gibi kaynaklar var? Ne buluruz? Özellikle de herhangi bir ülkeye ait olmadığı için, anlaşmaların içine girmek önemli olan mesele. Tabii bayrağı sürekli dalgalandırıp araştırmalar yapmak da çok önemli.

* Bu kaynakların sahibi kim? Üs kurup kaynaklara ulaşanlar mı, yoksa ülkeler arasında paylaşım mı olacak?
– Şu anda böyle bir çalışma yok. Ülkeler Antarktika kıtasını çevreleyici şekilde istasyonlarını kurmuşlar ve kuruyorlar. Antarktik Yarımada denen, Güney Amerika’ya en yakın noktada epey istasyon var. Kıtada Amerika, Avrupa ve diğer ülkelerden yaz aylarında yaklaşık dört bin araştırmacı, kış aylarında da yaklaşık bin araştırmacı bulunuyor. Yaz dönemi dediğimizde de en fazla üç ay çalışılıyor ki kaynak aranamaz bu sürede. Paylaşımın hukuku nasıl olur bilmiyorum. Şu anda Antarktika kurulunda 29 ülke bulunuyor. O kadar dünya ülkesinden sadece 29’unun imzası altında işlem yapılabiliyor. Seyirci kalmaya devam edersek sorunun cevabını öğrenemeyiz ve asla hak iddia edemeyiz.

* Türkiye bu 29 ülkeden biri mi?
– Hem evet hem hayır. Çünkü toplamda kurul 50 ülkeden oluşuyor, Türkiye bu 50 ülkenin içinde. Ama alınacak kararlarla ilgili imza hakkı sadece 29 ülkeye ait. Biz 50 ülkenin içinde sadece katılımcı ve seyirci statüsünde olan 21 ülkeden bir tanesiyiz.

‘Tutanaklarda yokuz’

* Peki Antarktika konusunda bilimsel olarak neredeyiz?
– Bu konuda çalışmış çok değerli hocalarımız var. Bir grup hocamız 1996’da bir üs teklifinde bulunmuş, ancak sonuç alınamamış. Bu kaybedilen 17 yıl demek. Kurulun 16. Toplantısı 20-29 Mayıs 2013 tarihlerinde Brüksel’de düzenlenecek. 1998’de imzalanan çevre koruma protokolüyle ilgili toplantı da burada gerçekleşecek. Geçmiş yıllardaki toplantı tutanaklarına bakıldığında Türk hükümetinin katılımının olmadığı çok net görünüyor.

* Türkiye’nin istasyon kurması için sadece maddi kaynak ayırması yetiyor mu? Bilim insanları, altyapı hazır mı?
– Aslında Türk akademisyenlerine böyle bir fırsat kapısı açmak şu an Ar-Ge’ye yapılan yatırımlarla çok doğru orantılı.  Yurtdışında bu konuyla ilgili çalışanlar ya da benim gibi yurtdışından geldikten sonra bu işin peşini bırakmayanlar var. Orada bir üs açılırsa akademik çalışmaların inanılmaz zenginleşeceğini düşünüyorum. Biz o üssün içini doldururuz, o sorun değil.

* “Ülkenin gündemi ne kadar sıcak, nelerle uğraşıyorsunuz, ne alakası var Antarktika’nın” diyenlere ne cevap verirsiniz?
– Bütün dünya ülkeleri küresel ısınmanın farkındalığına vardılar. Mevsimler yer değiştiriyor, deniz buzullarında erime var… Kuzey kutbundaki deniz buzullarındaki erime 2012 yılında rekor seviyeye ulaştı. Biz ise küresel ısınmanın hiçbir yerindeyiz! Hatta “O da neymiş” aşamasındayız. Dünya devletleri bu sorunu ortaya koydu. Ortaya koymakla kalmayıp önlemler almaya başladılar. Dünya yüzeyindeki ufacık bir sıcaklık değişimi bütün dünyayı etkiliyor. Değişime “Bize ne” diyemeyiz. Dolaylı yollarla gelip bizi de etkiliyor. Artık bir yerinden yakalamak zorundayız.

* Sözünü ettiğiniz ihmalde sorumluluk siyasette mi, akademide mi?
– İkisinin de payı var. Siyasi olarak denetimler, yaptırımlar gerekiyor. Ama maalesef ortada hiçbir şey yok. Bilimsel anlamda da elimizde veriler yok. Bu ülkede kimse verisini paylaşmak istemiyor.

‘Mars ya da Antarktika arasında gidebileceğim yeri tercih ettim’

*  Siz Türkiye bayrağını diktiniz, ama aslında Antarktika’ya Türkiye’nin bir görevlisi olarak gitmediniz. Yolculuğunuzun nedeni neydi?
– O sırada doktora çalışmamı yapıyordum. Doktora hocam Steve Ackley, kıtadaki en büyük istasyon olan McMurdo yakınında bir noktaya adı verilmiş bir bilim adamı. Emekli olduktan sonra Teksas San Antonio şehrine yerleşmiş. Ben de doktoramı orada, 30 yıllık bir Antarktika geçmişi olan biriyle yaptım. Daha ilk yılımda “Antarktika’ya gidiyorsun” haberini aldım. Antarktika’nın güneyindeki McMurdo istasyonuna kış geçtikten sonra ulaşmak mümkün değil. Özellikle istasyona giden deniz bölgesinin 5 metrelik buzlarla çevrili olduğunu düşününce, bir buzkırana ihtiyaçları vardı. ABD’nin kiraladığı buzkırana 23 mürettebat, 23 akademisyen yerleştirdiler. Ben de onlardan biri oldum.

* Oradaki saha çalışmanızın kapsamı neydi?
– Deniz buzullarıyla ilgiliydi. “Buzullar eriyor, dünya sular altında kalacak” diye söylentiler var ya, hem doğru hem değil. Evet, özellikle kuzey kutbundaki deniz buzulları eriyor. Ama onların zaten deniz üzerinde bir hacmi var, su seviyesini yükseltmiyorlar erimeyle. Dağ buzullarının erimesinden kaynaklanıyor mesele. Biz güneydeki deniz buzullarını çalışmıştık. Bizim çalışmalarımız da şunu ortaya koydu: Antarktika’daki buzullar artıyor. Nasıl kuzeyde ısınmadan dolayı deniz buzullarında erime varsa, güneyde de buharlaşmanın etkisiyle daha fazla yağış var ve deniz buzulları artıyor.

* Bunun sonucu nedir?
– Dengesizlik. Kuzeydekiler, hani kar yağdığında yollara buzu çözmek için tuz dökeriz ve erir, deniz buzulları oluşmaya başladığı andan itibaren tuzu aşağı salıyor. Onun ağırlığıyla kuzeyden soğuk deniz, akıntıyla güneye taşınıyor, güneyden de ısınarak kuzeye. Yani orada doğal sirkülasyon halinde bir kemer var. İşte buz devri o kemerin hareketi durduğunda başlıyor. Buradaki dengesizlikler sonucunda da bir gün yaz havası, diğer gün kış havası yaşıyoruz. Onun için “Antarktika’da buzullar artmış, kuzeyde de erimiş, bana ne” deme gibi bir lüksümüz yok. Dünya bir bütün. Bedenimizin herhangi bir noktası ağrıdığında “Bana ne” diyebiliyor muyuz!

* Antarktika ve deniz buzulları nasıl ilgi alanınıza girdi?
Benim lisansım Yıldız Teknik Üniversitesi Harita Mühendisliği. Yüksek lisansımı yaparken uzaktan algılama konusu ile ilgilendim. Daha o dönemden NASA’ya gitme hayallerim vardı. Yıl 2001, uydu görüntülerini ancak kitaplarda görüyorduk. Sonra ABD’de doktoramı yaparken hocam bana iki alternatif sundu: Mars veya Antarktika. Şöyle bir düşündüm, Mars’a gidemeyebilirim ama Antarktika’ya giderim. Nitekim bu Antarktika konusunu seçerek hem kıtaya gittim, hem de ICESAT uydu görüntüleriyle çalıştığım için NASA’ya…

Atasoy ve Karasu’nun yolculuğu fitili ateşledi

* Şu anda zihinlerde de olsa Antarktika ile ilgili bir çalışma var mı?
– Evet. Osman Atasoy’un Antarktika’ya gitmesi, Denizcilik, Ulaştırma ve Haberleşme Bakanımız Binali Yıldırım’ın destekleyici sözlerinden sonra hızlı bir şekilde toplandık. Stratejik planlama çalışmaları yaptığımız, akademik ve sivil toplumdan oluşan bir grubumuz var. Herkes bir konuyla ilgili çalışıyor; lojistik, istasyon maliyeti, akademik çalışmalar… Çok yakın bir zamanda kitap oluşturacağız, bir de toplantı düzenlenecek.

* Bir üs kurmaya giden yol haritasında fiziksel ihtiyaçlar ne olur?
– Bana göre Antarktika’da kurulması muhtemel üssün ihtiyaçlarını karşılamak adına Türk Kutup Araştırma Gemisi’nin de tasarlanması gerekiyor. Antarktika Yarımadası ve çevresine hizmet verecek Polar Class-5 sınıfı bir geminin yüksek bir maliyeti olacağını sanmam. İnşa edilecek çok maksatlı bir gemi karasularımızda sismik, jeolojik, hidrografik, hidroakustik, oşinografik araştırmalar yapabilir.

* Antarktika dünyanın yüzde 10’unu kaplayan bir yüzölçümüne sahip. Türkiye bir üs kurarken, yerleşimi nasıl hesaplar?
– Şu anda kıtada 29 ülkeye ait 101 yerleşik araştırma üssü var. 46’sı Antarktika Yarımadası denen bölgede ve çevresindeki adalarda. Yalnızca bir üssü bulunan 11 ülkeden yedisi bu bölgeyi tercih etmiş. Söylemek istediğim, Antarktika Türk Bilim Üssü kurulacaksa bu bölge tercih edilmeli. Böyle bir tercih giderleri azaltır.
Boğaz’daki kirliliğe uydu kontrolü

* İTÜ’de geçen yıl açtığınız Uydu Destekli Deniz Kirliliği Tanımlama (UDeKiT) Laboratuvarı var. Bu bir yılda nasıl sonuçlara ulaştınız?
– Daha önce uzaktan algılama verilerini, radar uydu görüntülerini Antarktika kıtasında deniz buzulları üzerinde değerlendirmiştim. Aynı görüntülerle çalışmayı Boğaz’a yönlendirdik. Boğaz da stratejik anlamda çok önemli. Buradan geçen gemilere yine bizim güzel ülkemizin yaptırımı yok. Bakanlık tarafından “Ben yakaladım seni, kirlilik bastın, ceza yazacağım” yaptırımı yok. Gemiler sintineyi Boğaz’da basmıyor. Rusya ve Karadeniz eyaletleri denen ülkelerin de büyük cezai yaptırımları var. Tam Karadeniz’e çıkarken bir nokta var, orada basıyorlar. Ve akıntı o noktadan bütün kirliliği Boğaz’a taşıyor.

Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/-500-yildir-haritasi-var-ama-biz-hala-gitmedik-/gundem/gundemyazardetay/18.03.2013/1681710/default.htm

Bir Cevap Yazın